"olayları sözcüklerle anlatmak, o sözcüklerin duyulacağı ve anlattıkları olayların yargılanacağı umudunu da getirir. tanrı tarafından ya da tarih tarafından yargılanacağı umudunu... işte bu yüzden günümüzde zenginlerin haksız yere elde ettikleri zenginliklerini korumak için yaptıkları korkunç canavarlıklara karşı, dünyada en keskin biçimde karşı duran güç şiirdir. işte bu yüzden fırınların saati, aynı zamanda şiirin de saatidir..." John Berger
22 Kasım 2011 Salı
bu sıralar hayatımın arka müziği yaptım bu şarkıyı. müziğin dinginliği şu an içimdeki eylemsizlik isteğini artırıyor. hiçbir şey yapmadan, daha doğrusu yapmak zorunda olmadan sadece hayatı yaşama isteği. "lazım", "gerek", "-meli" leri hayatımdan atarak yaşama isteği. öyle bir yaşam ki damarlarımda hissedeyim istiyorum. gerçi hayat da her şeyiyle hayat değil mi, o gereklilikler ve onları yaparken hissettiğin çatlatırcasına zorlanmayla diye de düşünebiliriz. ben kendime dair, "yaşayabilmeye" dair, insana dair olan o zorlanmaya hazırım. ama o beni deliye döndüren "sentetik seremonilere" dair zorlanmalar yok mu, gördüğüm an kaçmak istiyorum. hatırlamamak, hiç bilmemiş olmak istiyorum. "hiçbir şey yok ki" olsun istiyorum. çocukluğun o farkındalıksız yaşamını istiyorum. sadece taa büyüyünce yapacağım işler olsun istiyorum. üstelik şu istanbulun soğuk kasım ayında yaz günlerinin kaygısızlığını özlüyorum ve bu atmosferde geçen, arka planında bu şarkının çaldığı bir film istiyorum. bu filmin içinde sonsuza kadar yaşamak ve de.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder